sevgili güllük,

Önce bilgisayarım yandı, sonra internetim bozuldu. Uzun süreden beri ilk defa buralardayım. Öncelikle yazılarımı yazdığım, hayatımın %62,87’sinin geçtiği bu küçük yaşam bölgesini sizinle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum;

(olası sorulara, cevaplar: çerçevedekiler ablam ve ben, arkadaki gözlüklü  yine ben, evet iphone’um olmadığı için aşağılık bir pisliğim, fem’e gitmiyorum, resimi 17 yaşındaki arkadaşım yaptı, evet 17)

Sonra masa başı işte çalışanlara üzüldüm bunu görünce. Baksanıza! Ne havalı bir iş. 

Bir Cuma pazarı annem onu, tam bacakları sakat diye öldürülecekken bulmuş ve hemen satın almış. Adı yok çünkü ben çok kararsız bi insanım ve o da 3. günde öldü. Bir dakikalık saygı duruşu.

Bunlarda bizim zeytin ağacımızın kovuğunda yaşayan küçücük yavru kuşlar. Onları Ayşe (kedi) sayesinde farkettim. Çünkü patisini kovuğun içine sokmuş karıştırıyordu. Uzun süredir ilk defa bu kadar severek bir fotoğraf çektim. Sanırım fotoğraf çekmeye ara vermemeliyim.

Sonra tekrar bi ara şeyyaparım. Üşenmezsem.

Zeynep şarkı söylüyor.

Şarkının aslı: Yakıyor elimi ne zaman uzatsam yatağın soğuk tarafı.

Şarkının aslı: Sen ne söylersen söyle, boş bardak bir gün taşar.

Zeynep versiyonları:

>…yatağın soğuk tarafındaaaa

>Üşüyor elimi ne zaman uzatsam yatağın soğuk tarafı

>..boş bardak da bir gün şaşaar

>…bardağın boş tarafı / ..bardağın dolu tarafıı

>..bardağın soğuk tarafındaa

>Yakıyor elimi ne zaman uzatsam -sanırım burda hatırlamaya çalışıyor- booş baardak bir gün taşaaar.

Günlere dair büyük sorunlarım var. Uyandığımda “Tamam bak, yeni bir gün bu. Ve yapman gereken iki seçenek var. Ya bu günü gelecek kumbarana atıp, ileride rahat ediceksin; ya da mükemmel geçirerek geleceğini siktir edeceksin.” 
Günlerim bu ikilem arasında geçiyor. İkilemler hayatımı ele geçiyor gibi hissediyorum. 
Bu fotoğrafı çektiğimden beri saçmasapan bir gerilim yaşıyorum. “An” dediğimiz şey “elektrik”e benziyor, saklanmıyor, depolanamıyor. Gelip geçiyor.
Ben, mükemmel anlarda, onları saklamak için fotoğraf çekip o anı ziyan mı etmeliyim yoksa o anı dopdolu yaşayıp yıllar sonra o ana dair hiç bir şeyim olmamasını göze mi almalıyım?
Not: 2 gün önce fırtınada bir ara dolu yağdı. Odamın camına düşenleri de fotoğrafladım.

Günlere dair büyük sorunlarım var. Uyandığımda “Tamam bak, yeni bir gün bu. Ve yapman gereken iki seçenek var. Ya bu günü gelecek kumbarana atıp, ileride rahat ediceksin; ya da mükemmel geçirerek geleceğini siktir edeceksin.” 

Günlerim bu ikilem arasında geçiyor. İkilemler hayatımı ele geçiyor gibi hissediyorum. 

Bu fotoğrafı çektiğimden beri saçmasapan bir gerilim yaşıyorum. “An” dediğimiz şey “elektrik”e benziyor, saklanmıyor, depolanamıyor. Gelip geçiyor.

Ben, mükemmel anlarda, onları saklamak için fotoğraf çekip o anı ziyan mı etmeliyim yoksa o anı dopdolu yaşayıp yıllar sonra o ana dair hiç bir şeyim olmamasını göze mi almalıyım?

Not: 2 gün önce fırtınada bir ara dolu yağdı. Odamın camına düşenleri de fotoğrafladım.

ilham aldığın günlük hayattan veya tarihten isimler var mıdır? (sırf kendi adımı duymak için sormuş değilim)

İnanır mısın “ilham almak” dediğinde kastettiğin şeyi anlayamayacak kadar uzak bu bana. Bu egodan vs. kaynaklı değil asla. Yani bana göre küçük beğeniler ve sevimli taklitler haricinde böyle şeyler bayat geliyor. Hiç bir zaman kimseyi ilham kaynağım konumuna getirmedim. Belki vardır, belki yoktur. İlgisizim galiba. 

the fall’u izlememle alakalı;

hayata bakış açın nasıl burcu? pozitif misindir mesela?
Anonymous

hayata yan gözle bakıyorum. hatta şöyle;

Hala saçlar yağlanıyorsa,

Hala ağda yaptırılıyorsa,

Hala ‘bulaşıkları durulamak’ gibi bir eylem gerçekleştiriliyorsa -onlar zaten makinede yıkanmıyor mu?-,

Her Allah’ın günü birileri Çorap Cenneti‘ne çoraplarını uğurluyorsa,

Kulaklıklar hala bozuluyor ve mp3’ümün şarjı hala bitiyorsa,

Eşşekler gibi ders çalışıp, ülkenin en iyi üniversitesine de gitsem işsiz kalacağım korkusu göte dayanacaksa,

Ayak küçük parmağımız ziyanlıktan başka bir işe yaramıyorsa,

Gecenin bir körü eve gelindiğinde makyaj temizlerken uyuyakalınıyorsa,

Hala birinden telefon bekliyor ve ‘ilk mesajı o atsın’ tribi atılıyorsa,

Hala insanlar “Ya o beni sevmiyorsa?” korkusuyla sevdiği insanlara açılamıyorsa,

Ulan hala sevdiğimiz’le sevenimiz aynı kişi olamıyorsa,

Bombayı sona bıraktım,

(Yuh amına koyayım, insanlar klonlanacak lan’lar buraya)

Hala ‘bekliyorsak’.

Bilime, siyasete ve insanlara inanmamı beklemeyin. Lütfen, rica ediyorum.

Günün şarkısı‘na gider.
Okula gitmedim ve bütün günü; evde Leyla ile oynayarak, yemek yiyerek, kitap okuyarak ve müzik dinleyerek geçireceğim. Bugün mucizelere inanmıyorum. Belki sonra. Çok sonra.
Leyla: Yeni köpeğim. Sokakta buldum ve eve kadar getirdim. Avcı ve kocaman kahverengi kulakları var.

Günün şarkısı‘na gider.

Okula gitmedim ve bütün günü; evde Leyla ile oynayarak, yemek yiyerek, kitap okuyarak ve müzik dinleyerek geçireceğim. Bugün mucizelere inanmıyorum. Belki sonra. Çok sonra.

Leyla: Yeni köpeğim. Sokakta buldum ve eve kadar getirdim. Avcı ve kocaman kahverengi kulakları var.

Bilgisayarım dile geldi adlı çalışmam. 

Bilgisayarım dile geldi adlı çalışmam. 

[Flash 9 is required to listen to audio.]
1 play

“Zenginlerin zenginiyim, para bok, ama huzur yok saadet yok” adlı yazım

Sonunda bu da oldu ve unutkanlığım beni aç, çaresiz ve savunmasız bıraktı. 

Günler önce staj için alışverişe çıkmıştım ama pek fazla alışveriş yapmayı sevmediğim için yüz liralık bir banknota hiç dokunmadım, o da cüzdanımda kalmış. Dün sabah da okula giderken yanıma küçük para* almayı unuttum. Okula geldim, hasta olduğum için peçete alıcaktım kantinden. Yüz lirayı uzattım Ali Amca’ya ve “Dalga mı geçiyorsun?” bakışı atarak işine döndü.

Su alacağım yok alamıyorum, bi şey alacağım olmuyor. Sonra sanırım yukarıdaki bana çok acıdı ve ikinci el’e sattığım kitapların parasını Özlem getirdi. Dershaneye gidene kadar, dondurmaydı, suydu, yemekti.. o para da bitti. Allahım, diyemiyorum ki kimseye zenginlerin zenginiyim, para bok ama huzur yok saadet yok.

Pazara gittim, kitap almak için falan. Kitap beğeniyorum, ulan kitaplar en fazla 5 lira. Görgüsüz diyecekler diye korkuyorum, parayı uzatamıyorum falan. Markete gidiyorum, aa bitki çayı alıcaktım, narlı varmış laan diye seviniyorum ulan een fazla 4 lira. Kahve alıyım diyorum onlar zaten daha beter. 

Kırtasiyeye gidip kalem falan alıcam, defter de alırım diyorum fazla şey olsun diye. Toplasan en fazla 10 lira eder. Film alıyım diyorum 4 filmi 1,5 liraya aldığım zamanlar geliyor aklıma.

Benim durumumu hayal edin; sokağın ortasındayım, elimde 100 lira var ve alacağım büyük paralı hiç bir şey yok! Aklıma hiç büyük paralı bir şeyler gelmiyor bildiğin. Sonra minibüs param olmadığı için yürüyerek gittim eve.

Eve gidince de babama “Baba nolur al şu parayı benden, küçük küçük minik minik paralar ver, alışkın değilim bunlara!” diyecektim ki, ahaha yok lan o kadar salak değilim.

*Küçük Para: Bir öğrenciye daima lazım olan paralardır. 10 liradır, 50 liradır belki 100 liradır fakat asla tek banknot değil mini mini 1’lerden oluşan para kümesidir. Candır.